2008 nasıl bir yıl olmuştu sizin için? Ya bir önceki yıl? Ya ondan da önceki yıllar, onlar nasıldı? Çizgiyi doğru noktalardan geçirip isabetli bir perspektif çizebilirsek, 2009 için de bir öngörüde bulunulabilir. Evet, tavsiye ederiz. Bunu yapın. Ama biz öyle yapmadık. Biz, falcının fincanı elinde tutarken baktığı yere baktık ve bir kerede söyledik.
2009’da hayatınızın nasıl olacağını öğrenmek istemez misiniz? Teste buyrun.
2009’da hayatınızın nasıl olacağını öğrenmek istemez misiniz? Teste buyrun.
Kötülüğün ve iyiliğin ne olduğu bin yıllardır tartışma konusu olmuş. Kimi şartlar altında “çok kötü” diye adlandırılan davranış, başka şartlar altında iyi kabul edilmiş. Veya iyi sayılan, farklı koşullarda kötü manalar içermiş.
Derdimiz iyinin ya da kötünün ne olduğunu elbet tartışmak değil. Ama normal bir düzlemde ve olağan gidişat içerisinde belirli bir “iyi” ve “kötü” den bahsedebiliriz. Hatta hepimizin içinde iyi ve kötüden biraz, belki birazdan da fazla olduğunu inkar edemeyiz.
Yalansız olmak gerekirse, kendimizi baskılamazsak içimizden çıkacak kötülükler dünyayı yörüngesinden çıkarabilir. Hukuk kuralları, din kuralları, ahlak ve görgü kurallarının sizi hiç bağlamadığını bir düşünün ve özgürce cevap verin. Sonuçta “isterseniz” ne kadar kötü olabileceğinizi görelim.
Derdimiz iyinin ya da kötünün ne olduğunu elbet tartışmak değil. Ama normal bir düzlemde ve olağan gidişat içerisinde belirli bir “iyi” ve “kötü” den bahsedebiliriz. Hatta hepimizin içinde iyi ve kötüden biraz, belki birazdan da fazla olduğunu inkar edemeyiz.
Yalansız olmak gerekirse, kendimizi baskılamazsak içimizden çıkacak kötülükler dünyayı yörüngesinden çıkarabilir. Hukuk kuralları, din kuralları, ahlak ve görgü kurallarının sizi hiç bağlamadığını bir düşünün ve özgürce cevap verin. Sonuçta “isterseniz” ne kadar kötü olabileceğinizi görelim.
Malumunuz; her ay yapılan anketlerle tüketici diye adlandırılan canlı türünün endişeleriyle güven duyguları arasındaki tahteravalli oyununda hangisinin aşağıya ve hangi diğerinin yukarıya doğru yöneldiği ölçülür durulur. “Tüketici Güven Endeksi” adı altında ilan olunan bu araştırma sonuçları, güven duymakta yahut endişe etmekte ölçüyü kaçırmış olanlar için vasat ihtiyacını gidermek gibi yararlı görevler de üstlenmiştir.
Bu testle, biz de benzer bir şey yapıyoruz. Kendimizi tüketici rolüyle piyasaya girenlerin yerine koyarak, karşılaştığımız insanlardan, onlara güvenmemiz için bize geçerli sebepler göstermesini istiyoruz. Size de aynı soruyu sorarak başlayalım. Söyleyin bakalım: size güvenebilir miyiz?
Bu testle, biz de benzer bir şey yapıyoruz. Kendimizi tüketici rolüyle piyasaya girenlerin yerine koyarak, karşılaştığımız insanlardan, onlara güvenmemiz için bize geçerli sebepler göstermesini istiyoruz. Size de aynı soruyu sorarak başlayalım. Söyleyin bakalım: size güvenebilir miyiz?
Kimse kötü doğmaz, ama insanların kötü olması önündeki engeller de giderek azalıyor. Gündelik hayattaki alışkanlıklarınızdan yola çıkılarak hazırlanmış bu test, iyilikle kötülük arasındaki tercihlerinizin sizi nerelere götürdüğünü ortaya çıkarmaya çalışıyor. Dürüst olmaya çalışın... Bakalım ne kadar iyi birisiniz?
Biz yin ve yang’ın yalancısıyız, her şey zıttını da içinde barındırır der. Denir ki, her şeyin birbirinden ayrılmaz iki karşıt kutbu vardır ve bu kutuplaşmadan hareket doğar.
Aynı durum kadın ve erkek için de geçerlidir. İster kadın, ister erkek olsun, her insanın içinde eril ve dişil taraflar vardır. Sadece Uzak Doğu değil, Batı dünyası da aynı kanaattedir ama o farklı bir dille ifade eder. Mesela beynin sağ tarafı duygusal, sezgisel dünyamızla ilgilenirken, sol tarafı doğrusal ve mantıklı bir yapı içinde işler, der.
Hal böyleyken anlaşılan o ki, kadın veya erkek olmamız fark etmez, “dişi” ve “eril” e atfedilen özellikleri farklı dozlarda hepimiz barındırıyoruz. Öyleyse, nüfus cüzdanınızı bir kenara koyun, hayatınızda dişil kanadın mı yoksa eril kanadın mı ağırlıklı olduğunu görmek için testimizi çözün.
Aynı durum kadın ve erkek için de geçerlidir. İster kadın, ister erkek olsun, her insanın içinde eril ve dişil taraflar vardır. Sadece Uzak Doğu değil, Batı dünyası da aynı kanaattedir ama o farklı bir dille ifade eder. Mesela beynin sağ tarafı duygusal, sezgisel dünyamızla ilgilenirken, sol tarafı doğrusal ve mantıklı bir yapı içinde işler, der.
Hal böyleyken anlaşılan o ki, kadın veya erkek olmamız fark etmez, “dişi” ve “eril” e atfedilen özellikleri farklı dozlarda hepimiz barındırıyoruz. Öyleyse, nüfus cüzdanınızı bir kenara koyun, hayatınızda dişil kanadın mı yoksa eril kanadın mı ağırlıklı olduğunu görmek için testimizi çözün.
Bir köprüde karşılaşan iki inatçı keçiden haberiniz var mı?
Kimilerinin işte bu keçiler gibi kabarıktır inat damarları. Çatlayana kadar kabarır….
Peki ya siz ne kadar inatçısınız? İnat yüzünden köprüden düşenlerden mi, bütün çekişmeye rağmen köprüde kalabilenlerden mi yoksa hiiiç bu işlere bulaşmayıp karşı tarafa yol verenlerden mi? Görelim bakalım…
Kimilerinin işte bu keçiler gibi kabarıktır inat damarları. Çatlayana kadar kabarır….
Peki ya siz ne kadar inatçısınız? İnat yüzünden köprüden düşenlerden mi, bütün çekişmeye rağmen köprüde kalabilenlerden mi yoksa hiiiç bu işlere bulaşmayıp karşı tarafa yol verenlerden mi? Görelim bakalım…
Kimin bizi nasıl bildiğini önemsemiyormuş gibi gözüksek de pek öyle değildir. Elbette kafamıza takılır. Lakin bizden her şeyi söylememizi beklemeyin, hele de kendinize ve teste karşı dürüst değilseniz... Çoğumuz kendimize karşı nasılsak, başkalarına karşı da öyleyiz... Yani içeriden nasıl görünüyorsak, dışarıya da öyle yansıtıyoruz. Şimdi içinizdeki aynaya bir göz atın... Bakalım nasıl birisiniz?
Polonius “Neler okuyorsunuz, efendimiz?” diye sormuş Hamlet’e. Hamlet cevap vermiş: “Kelimeler, kelimeler, kelimeler…” Daha kısasını demeye kalksak, anlamsız olurdu heralde.
Kendimizi tanımlamaya çalıştığımız, kimi zaman içlerine sıkıştığımız, kimi zaman yetersiz kalan, kimi zaman da tek başına çok şey anlatan kelimeler... Onları sadece harflerden oluşan bütünler sanıyorsak, bir yerlerde yanılıyor ya da eksik kalıyoruzdur belki de...
Bazen yanyana gelen yüzlerce kelimenin beceremediğini tek bir kelime şıp diye çözüverir. Her şeyinizi ortaya döker, hayatınızı özetler. Az sonra sizin kelimenizi bulup çıkaracağız; onunla ruhunuzun kapılarını açacağız.
Hayatınızı öncelikle şekillendiren her ne ise, buyrun, lafzını burdan bulun.
Kendimizi tanımlamaya çalıştığımız, kimi zaman içlerine sıkıştığımız, kimi zaman yetersiz kalan, kimi zaman da tek başına çok şey anlatan kelimeler... Onları sadece harflerden oluşan bütünler sanıyorsak, bir yerlerde yanılıyor ya da eksik kalıyoruzdur belki de...
Bazen yanyana gelen yüzlerce kelimenin beceremediğini tek bir kelime şıp diye çözüverir. Her şeyinizi ortaya döker, hayatınızı özetler. Az sonra sizin kelimenizi bulup çıkaracağız; onunla ruhunuzun kapılarını açacağız.
Hayatınızı öncelikle şekillendiren her ne ise, buyrun, lafzını burdan bulun.
Birinin hangi takımı tuttuğunu öğrenmek için peşine dedektif takmayız. Ya ne yaparız? Basitçe sorarız. “Hangi takımı tutuyorsun?” En garantili yol budur çünkü. Çünkü dil ile söyleyip kalp ile ikrardan başka hiç bir şart aranmaz bir takımın taraftarlığına kabul edilmek için.
Öte yandan, taraftarlığıyla bir takımı en fazla şereflendiren neferlere, lisanslı ürünlerin sorgusuz sualsiz kakalanabileceği ağzı var dili yok taraftar çeşidinin içinde rastlamayız her zaman. Has taraftar çünkü, racon bilen, tribün adabıyla ahlaklanmış, oturmasında başka, kalkmasında ise bir başka nezaket sergileyen adamdır.
Taraftar olmak, yara sahibi olmaktır. Gocunmaktır. Taraftar olmak, bayrak kılığında gönderlere tırmanıp, rüzgarları azarlamaktır. Ancak öyle bir taraftar, takımının kefesini ağdırabilir. Bir takım ancak öyle birini saflarına katmaktan kazançlı çıkabilir.
Peki, sizin bu bahisteki yeriniz neresi? Tribünde otururken ne kadar yerinizi bulmuş gibisiniz? Racona ne kadar hakimsiniz, futbolla ilgili biriktirdikleriniz geyik muhabbeti için ne kadar yeterli. Testi çözdükten sonra bu sorulara cevap verebilir hale geleceksiniz. Durmayın, başlayın.
Öte yandan, taraftarlığıyla bir takımı en fazla şereflendiren neferlere, lisanslı ürünlerin sorgusuz sualsiz kakalanabileceği ağzı var dili yok taraftar çeşidinin içinde rastlamayız her zaman. Has taraftar çünkü, racon bilen, tribün adabıyla ahlaklanmış, oturmasında başka, kalkmasında ise bir başka nezaket sergileyen adamdır.
Taraftar olmak, yara sahibi olmaktır. Gocunmaktır. Taraftar olmak, bayrak kılığında gönderlere tırmanıp, rüzgarları azarlamaktır. Ancak öyle bir taraftar, takımının kefesini ağdırabilir. Bir takım ancak öyle birini saflarına katmaktan kazançlı çıkabilir.
Peki, sizin bu bahisteki yeriniz neresi? Tribünde otururken ne kadar yerinizi bulmuş gibisiniz? Racona ne kadar hakimsiniz, futbolla ilgili biriktirdikleriniz geyik muhabbeti için ne kadar yeterli. Testi çözdükten sonra bu sorulara cevap verebilir hale geleceksiniz. Durmayın, başlayın.
Alkol, şişede durduğu gibi durur, aksini söyleyen yanılmıştır. Lakin o şişenin kapağı açılıp, içindeki insanın kanına karışınca, kişi içmeden önceki hali gibi duramaz. Alkolle karışan bünye, normal halinden farklılaşır. Artan alkol miktarı dengeyi bozar, gözü şaşılaştırır, hareketleri saçmalaştırır... Mesela alkolsüzken dans etmeyen biri, alkolün etkisiyle hoplaya zıplaya ortalarda gezinirken, ilerleyen vakitlerde, sahnedeki şarkıcının mikrofonunu almaya çalışırken görülebilir. Sarhoş insan, biraz gariptir.
İnsandan insana nasıl fark varsa, sarhoştan sarhoşa da o kadar fark vardır. Sarhoşun da iyisi kötüsü, fenası hoş sohbeti, eğlencelisi huysuzu olur, alkol herkesin kanında farklı durur.
Bu seferki testimiz yüksek alkollü. Dikkat edin, bittiğinde fena halde sarhoş olabilirsiniz…
İnsandan insana nasıl fark varsa, sarhoştan sarhoşa da o kadar fark vardır. Sarhoşun da iyisi kötüsü, fenası hoş sohbeti, eğlencelisi huysuzu olur, alkol herkesin kanında farklı durur.
Bu seferki testimiz yüksek alkollü. Dikkat edin, bittiğinde fena halde sarhoş olabilirsiniz…





